Gece sokağa sessiz ve hışımla düşüyor, yağmur tanelerinin sanki yeryüzüne tanelerini nazlı ve seyrek atışı ile zamanın ve mekânın keşmekeş bir hal aldığı bir vakit, nedense adımlarını çok yavaş atıyordu. Üstünde ki kahverengi deri montu ve siyah meşin kasketine her düşen yağmur tanesi şıp! Diye ses yapıyor. Sırtında ki deri montun soğuk ve ıslaklığına aldırmadan, her iki yakasını sıkıca eli ile tutup, sokağın başından gelen rüzgâr ve üstüne düşen yağmur tanelerinin koynuna girmesini engelliyordu.

Öyle ki sokağın Arnavut kaldırımlarına düşen yağmurun her adım atışı ile suyun sesini ve ayakkabısından sızan suyu hissediyor. Tek bir lambanın ışıttığı iki ve üç kattan yapılmış tarihi dekorlu evlerin birbirine yaslanmış yapılarında tek bir ışık bile yanmaz iken sokağa birazcık ta olsun ışık düşmüyordu. Gecenin büsbütün sessiz ve bu saatte hiç kimsenin kullanmadığı, pek tekin olmayan gece saatinde kafasında ki soruları ne yağmur, ne de yolda biriken su birikintilerine aldırmadan nereye gittiğini hiç bilmeden cevaplar arıyordu.

Deri montunun yakasını her iki eli ile birazcık daha birleştirip, sokağın sağ tarafına yanaştı. Evlerin saçakların altında sinerek yürümek istiyordu. Çatılardan damlayan yağmur suları olanca hışım ile üstüne dökülürken duvar kenarlarına sürtünerek yürümeye başladı.

Paris’in nice lüks semtleri var iken o parasızlık ve işsizlikten bu sokakta bir odalı, tuvalet ve banyosu olan bu evi zor bulmuştu. Bir zamanlar Paris’in en muhteşem evleri buralardı. Yıllar sonra nerede hırsız, dolandırıcı, işsiz ve parasız, ayyaş varsa buralara yerleşmiş. Gündüzleri sakin olan sokak gece ite köpeğe mesken oluyordu. Sokağın sakinleri onu çok iyi tanıyorlar. Ev sahibi Jane Hanım yaşlı bir o kadar da çok cadı bir kadındı. Bu evi ona kiraya zoraki vermişti. Kiralamak istediğinde burayı ona Türk bir işçi bulmuş ve kiralamıştı. Çatılardan akan yağmur suları iyice hızlanmıştı, ıslanmamak için sığındığı çatılarda bitmişti. Yağmur şiddetini artırmış ve sanki gökyüzü bile bu gece çok ayrı bir isyan başlatmıştı.

Sokağın bitmesine birkaç ev kala, iki eski evin arasındaki sağdaki merdivenlerden çatılardan akan suyun yol ettiği basamaklara tırmanırken, artık yağmurdan iyice içine kadar işlediğini anlamıştı.  Evlerin pencerelerinden çok kör dışarıya sızan ışıklar eşliğinde merdiveni çıkıyordu.  Merdivenin evlerin birinci katına geldiğinde duvara bitişik dar merdivene bakan bir pencerenin perdeleri yarı açık ve içeri görünüyordu. Hafifçe kafasını ışık yanan pencereye çevirip gözleri ile içeriyi süzdü.

Odanın ortasında 5-6 yaşlarında küçük bir kâğıt kutu ile oynayan bir kız vardı. Sarı saçları ve minnacık elleri ile oturmuş yerde oyun oynuyordu. Onun ne oynadığını ve nasıl mutlu olduğunu gülümseyerek bakarak pencerenin kenarından merdivenlere tırmanmaya devam etti. Bir iki basamak atmıştı ki, bir çığlık kopmuştu. Az önce baktığı ve perdesi yarı açık olan odadan geliyordu. Bir an durdu ve çığlıkların artması onu daha meraklı bir hale getirdi. Bir kadın öyle bir feryat ediyor, bir çocuğun ağlama sesi gecenin tüm sessizliğini bozuyordu. Bir an geri dönüp pencerenin kenarına gelip, içeri gizlice baktı. Kadının feryadı ve çocuğun ağlama sesi kesilmişti.