Bu anayasa
paketini kabul manasında evet diyenler çoğunluğu sosyal bir vak’a olarak
bu ülkede dinder kesim ve AK Parti hükümetine inanan ve onun yaptığını doğru
kabul eden bir kesimdir. Bu referandumu meclisten geçirip halk oylamasına Ak
Parti getirdiği için halkın genel kanaati bu meselede müsbet olmuş ve bu
kanaat sandığa “evet” yansımıştır. Bu doğrulardan birisi.
Diğer bir
doğru da: Ak Partinin oyları bu kadar değildi. Bu refarandumun parti oylaması
olmadığına göre elbette, diğer partilerden veya parti tutmayan insanlardan bu
meseleyi okuyan bilen, neyin iyi neyin kötü olduğunu seçebilecek kadar bilgili
görgülü insanların da katkılarıyla bu oran %58’lere çıkmıştır. Bunun da normal
karşılanması lazım.
Ne var ki,
muhalefet partileri ve maalesef liderleri 50 yıldır ne siyaseti öğrendiler ne de
Ülkemizin saygı değer halkını tanıdılar. Hala halkı aptal yerine koyanlar, hala
onları küçümsiyenler, hala halkın oyuyla kendi oylarının aynı kefeye
konulmayacağını savunanlar ve hala bağırıp çağırmayla, yalan ve iftirayla
iktidar olacaklarını sananlar, halkımız tarafından ya barajın altında
bırakıldılar, ya da 50 yıldır iktidar yüzü göremediler ve bu gidişle
göremeycekler de. Miting meydtanlarında bağırıp çağırmakla, hesap soracağız
naralarıyla, bu asil milletimizin kendilerini dinleyecekelerini saniyorlar.
Türkiye’de taşlar yavaş yavaş yerine oturuyor, neyin yanlış neyin doğru olduğu
çıplak gözle bile güzüküyor artık. Bu referandum bu sağ duyuyu açığa çıkardı.
Tavan ve tabandaki sağ duyulu ve yapıcı muhalefet, yapıcı diyalogu ve ülke
manfati söz konusu olduğunda önemli bir ortaklık sürecini içine girdi. Nitekim
Saadet Partisi ve Büyük Birlik Partisi gibi seviyeli siyasetçiler, alışılmışın
dışında bunu başartı. ”Yetmez ama evet” diyenlerin sayısı Ak Partinin
parti oy oranını, %40lardan bu seviyeye taşıdı.
İkinci bir
evet oyu artırımı da, Hayır kampanyalarıyla meydan meydan koşuşturan
partilerin tabanlarının kendilerini dinlememesi ve sağ duyulu hareket ederek, bu
pakete evet oyu vererek kendi tavanlarına rağmen bu oranı yükselttiler.
Bu arada bu sert muhalefetleriyle hayır kampanyaları yürütenlere hem
parti tabanları bir ders verdi hem de iktidara ve sağ duyuya karşı olan bu
hayırcı zihniyet kendi partililerine de sert ve haşin yüzlerini gösterdiler. MHP
ve CHP yöneticilerinin, disiplin cezaları, partiden ihraçlar, tabanlarından tercihi evet olarak kullanan insanlara üçbeş
çabulcu suçlaması gibi. Bu tür garebeti de halkımız iyi okuyor ve iyi
değerlendiriyor yanılmıyorsam. Bu referandum onlara da ders oldu okuyabilseler.
Ne var ki, hayarcı tarafın ders almadığı gözlenmektedir.
Sandıklar
açılıp resmi olmayan sonuçların alınmasıyla Sayın Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’ın İstanbul’da yaptığı enfes konuşmasıyla bu referandumdan ciddi dersler
aldığını ve meseleyi iyi okuduğunu, konumuna yakışır ve yaraşır şekilde
kucaklayıcı konuşması istisnasız herkesi memnun etmiş oldu. Hatta meydanlarda
ağıza alınmayacak lafları kendisi için kullanan muhalefet parti liderlerini
bile. Çünkü Başbakan o gün, galip bir komutan edasıyla değil, mütevazi ve
başarıyı başkalarıyla paylaşır konumda ilgili ilgisiz emeği geçen geçmeyen
herkese teşekkür etti. Sadece bununla da kalmayıp, bu amansız mücadelede evet
diyenlere de hayır diyenlere de bu neticenin hayırlı uğurlu olmasını
diledi. Başbakanın böyle yapması bir taraftan dini bir ahlak, bir taraftan da
milli bir ahlaktır.
Dini bir
ahlaktır: Allah
Resulu Kendisini Mekke’den çıkaran ve O’nu yok etmek isteyen kavmine karşı
Mekke’yi feth edip büyük bir orduyla Mekke’ye girerken: Gidiniz bu gün hiç
kimseye yargılanma yoktur, diyerek tevazu içinde şehre girmiştir.
Bu aynı
zamanda milli bir ahlaktır:
Fatih S. Mehmet İstanbul’u feth ettiği zaman şehre Hocası Akşemseddin ile
beraber girer. Halkın içine gelince atından inip Ayasofya önünde halkın arasına
karışarak onları selamlar. Bizanslılar 23 yaşındaki Padişahı tanımadığı için
aksakallı Akşemseddin’i padişah sanarak ellerindeki gülleri ona uzatırlar.
Akşemseddin çekinerek eliyle padişahı işaret eder. Durumun farkına varan Fatih
Sultan Mehmed: Evet padişah benim, ama O benim hocamdır, siz yine gülleri
ona veriniz der.
Referandum
süresince gece gündüz demeden mitingten mitinge koşan, bin bir türlü tezgah ve
tuzağı bozmaya uğraşan bu hummalı çalışmanın neticesini sahiplenmemesi takdire
şayandır. Aynı zamanda bu referandumda emeği geçen belde belde köy köy dolaşıp
bu işi kendisine bir vazife bilenlere karşı da bir vefalılık örneği olmuştur.
Nitekim bu samimi konuşmasıyla da Sayın Başbakan bunu gösterdi.
Muhalefet
cephesine de bir göz atmak istiyorum. Daha önceki Beyaz
Evet ve Kara Hayır Çatışması yazımda
Bahçeli ve Kılıçdaroğlu için yazdıklarımı çok değiştirmiyorum, ancak
bir iki ilave yapmak istiyorum.
Kılıçdaroğlu
CHP’nin başına nasılsa bir oldu bitti ile getirildi; niye getirildi, neden bu
mesele bu kadar hızlı oldu bunu ne kendisi ne de millet anladı. Böyle bir oldu
bitti ve emeksiz bir işin başına gelenler için güzel bir söz vardır: Emeği,
sancısı, çilesi olmayan ve kazanmadıkları şeyleri kaybetmeleri kolaydır.. biz
bunu iki partide de görüyoruz. CHP lideri de MHP lideri de ne yazık ki, tabanı
asla temsil etmiyor. Hele MHP lideri kinle nefretle bu ülkede bir yere
varılamiyacağını bilmiyor ki, her konuşması kavga eder gibi. Vatandaş bu
tavırdan çok rahatsız, Bahçeli’yi ekranda görenler kanal değiştiriyor,
bunu kendisine hiç söyleyen olmiyor mu acaba? Kılıçdaroğlu ise ne
söylediğini ve niçin söylediğini bilememenin özürlüsü sanki. Onu bu konuma
getirenler sanırım bu kısa sürede bunu anlamışlardır; yakında O’nu genel
başkanlıktan affederlerse garibime gitmez. Bir de Kılıçdaroğlu’nun
şanssızlığı ne yaptığını ve ne söylediğini bilen, ve bildiğini yapan ve
bildiğini söyleyen Deniz Baykal gibi karizmatik bir liderden sonra o
makama oturtulması. Kimler ve niçin yaptı bu operasyonu ve onu Deniz
beyin yerine getirdi? Bu da hala cevapsız bir soru.
Kılıçdaroğlu
her konuşmasında bir kaf, ve her sözünde çark etmesini iyi bilen bir insan
olarak siyasi tarihimize geçti. Hele hayır oyunu becereksizliği ve
dalgınlığı yüzünden kullanamayan “Hayırlı bir hayırsız” ünvarını
kazanması da işin cabası oldu. Ama yine de hakkını yememek lazım: çünkü
gelecek Belediye başkanlığı seçimlerinde bir ilin belediye başkanlık adaylığına
teklif edilirse, yine elinde ve koltuğunda çakma yolsuzluk dosyalarıyla dolaşır
inşallah. Kendisine başarılar dilerim.
MHP
tabanındaki dostları, referandumu ülke yararına görüp evet oyu
kullandıkları için tebrik ediyorum, bir çok arkadaşımı bizzat arayıp terbik
ettim, ama burdan da aleni tebrik ediyorum bu sağ duyulu insanları. Hassaten
şunu belirtmek de istiyorum ki, artık bu samimi taban bu ağır ve sevimsiz
yönetim şeklini çekemiyor.
Topu topu
birkaç meydanda halkımıza hitap ederken, Devlet Bahçeli’nin bu
kadar kindar ve bu kadar nefret dolu olamasına insan bir mana veremiyor.
Referandum esnasında tabandan yükselen sesleri “kendini bilmez, kayda değer
olmayan birkaç şuursuz insan” nitelemesiyle koca milliyetçi kitleye karşı
neye güvenerek bu horlama ve hakir görme söylemini hangi cesaret ve neye
güvenerek ilan etti Bahçeli , bu da bir garabet. Bu tavrıyla 40 yıllık
çile, gözyaşı, hapis, işkence ve şehadet yaşamış, bu ülkenin samimi evlatlarını
ve bu ülkücü gençlerin hatıralarını hiçe sayarak hayır cephesinde yerini
aldı cidden anlamak imkansız. Bu da yetmezmiş gibi diğer taraftan
Habertürk’ün haberine göre
MHP Grup Başkanvekili
Mehmet Şandır, referandumdan çıkan yüzde 58'lik
'Evet' oyunun; 'gökkuşağı koalisyonu' olduğunu iddia ederek, "Bu 'Evet' oyu, bir
anlamda Başbakan'ın ve AK Parti Hükümeti'nin dağıtmış olduğu rüşvetlerin peşinde
giden insanların oluşturduğu 'Evet' oyudur" dedi.
MHP grup
başkanvekili evet oyu kullanarak bu ülkede demokrasinin önünü açan ve
vesayet rejmini bitiren her parti ve her görüşten insanlara ve kendi tabanına
karşı iftira ediyor manfaat ve rüşvat karşılığı sözleriyle, yoksa kendi
alışkanlıklarını mı dile getiriyor. Bu söylemiyle bu insan ciddi bir sui edep
irtikap ediyor. Bu ülkenin %58lik sağ duyu sahibi insanın vebalını alıyor.
Evet oyu kullanan bir vatandaş olarak bu çirkin iftira ve benzetmeleri
kendisine iade ediyorum. Böyle devam ederler ve bu milletten ve hasseten de
tabandan hem kendileri hem de Bahçeli özür dilemezse önümüzdeki
seçimlerde barajın altında kalacakları muhakkak olacaktır. Halkla alay etmenin
ve onları şuursuz görmenin ne demek olduğunu halk onalara öğretecektir, geçmişte
öğrettiği gibi, biz de bunun takipçisi olacağız inşallah.
Ak Parti
cephesinde de yapılacak olan, bu kucaklayıcılığın devam ettirmesidir. Ülke
problemlerini teker teker sağ duyu ve olabildiği kadar ortak akılla, geniş
tabanlı istişarelerle çözmeye çalışmaları ülke kalkınmasına azami katkı
sağlamalarıdır. Artık Ak Partiden de beklenen bu olacaktır.
2010
referandumu ve sonuçları milletimize hayırlı uğurlu olsun. Haksızlıkların
berteraf edileceği aydınlık günlere...
Dr. Ali
Bayram